Editör Yazıları

Kırıkkale Üniversitesi Eğitim Dergisi, Aralık 2021, Cilt 1, Sayı: 1. 

İnsan için başlamak, bir şey imar etmek, ortaya koymak demektir. İnsanın bir şey imar etmesi demek, kendini yeniden ele alması demektir. Bütün bildiklerini, inandıklarını, yazdıklarını, düşündüklerini, hâsılı tüm varlığını, imar ettiği şeye sevk etmesi demektir. Esasında her başlangıç, insanın kendini yeniden inşası, ortaya koyması demektir. İlimle uğraşmanın en güzel tarafı, bu başlangıcın, her an yapılmasından gelir. “O halde önemli bir işi bitirince hemen diğerine koyul” düsturunun açık ve sarih bir şekilde tecelli ettiği yer olan ilim, tabiatı gereği, sürekli başlangıcın yapıldığı mesleklerin başında gelir. Elbette başlamak, engebeli bir arazide yürümeyi de göze almak demektir. İlmin engebesi insandır, çaresi de insandadır. “İnsan ne ile yaşar” sorusunu Tolstoy, “merhametle” diye yanıtlar. Devamını Oku…

Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Temmuz 2019, Cilt 9, Sayı: 2. 

Anlamın dünyasında var olan lakin mananın yokluğuyla ve masiva zehriyle sarhoş olan insanın varlığı, yine kendisi tarafından sorgulanabilir hale gelmiştir. Çünkü insanın var olmak için ürettiği her şey, onu çevrelemiş, ortasına almış, halen de, üstüne hunharca yürümektedir. Örneğin tabiatı kontrol altına almak için kullanılan madde, tabiattan önce insanı kontrolü altına almıştır. İnsan maddeleştikten (ruhsuzlaştıktan) sonra tabiat maddeleşmiş, ardından madde tabiatlaşmıştır. Önce insanın neyi, niçin, nerde, ne zaman ve nasıl yapacağı planlanmış, uygulanmış ve insan, oluşturulan bu sisteme alıştırılmıştır. Devamını Oku…

Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Ocak 2019, Cilt 9, Sayı: 1. 

Düşüncelerimiz hayatımızı belirler. Yaşadığımız hayat, düşüncelerimizi belirlemez ama onu etkiler. Düşünme biçimimiz neyse, yaşadığımız hayat da odur. Örneğin sokakları kirli bir şehir, güzellikten yoksun bir bina, bozuk bir alet ve kötü bir eğitim yoktur: Düşünceleri kirli insanlar, güzel düşünmeyen mühendis, sahtekâr bir esnaf ve ahlaksız bir öğretmen vardır. İnsan bu belirleyiciliğini zorunlu süreçlerle farklılaştırır. Batılı düşünme biçiminde bir işin yapılmasında öncelik sağlamlık ve yararlılık olurken; Doğulu düşünme biçimlerinde, örneğin bir Rus için, gösterişlilik bunlar kadar önemli bir olgudur. Devamını Oku…

Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Temmuz 2018, Cilt 8, Sayı 2. 

Batı’da Orta Çağdan beri olan şey, insanlığı yok etme uğraşısıydı. Bu nedenle, ilkin dindarlar şahsında dine karşı savaş yapıldı. Dine karşı yapılan savaş, aslında tanrıyla olan savaştı. Ve savaştan birey (!) zaferle çıktı. Zaferi sağlayanlar Rönesansla asıla rücu etmeyi hedeflemişlerdi. Reformla din, dolayısıyla zihniyetler şekillendirildi. Aydınlanma hareketleriyle rönesans ve reformlar evrenselleştirildi. Bugün olanlar, dünün ne zıddı ne de devamıdır. Bugün olan şey, toplam tarihi bile hayret içinde bırakan bir olgudur. Dün olanlar, daha öncekinin zıddıydı belki. Ama bugün olanlar dünün zıddı bile değil. Devamını Oku…

Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Ocak 2018, Cilt 8, Sayı 1. 

Geçmişin insan ve hayat üzerine ağırlığı ve buna karşın geleceğin hafifliği, modern zamanlarda tersine çevrilmiş gözüküyor. Geçmişinden sorumlu hayat ve insan, geleceğinden sorumlu insan ve hayat anlayışına evrildi. Geçmiş, bireyi “geçmişliğiyle” sorumsuzlaştırırken; gelecek, bireye sorumluluğunu daha fazla hissettiriyor. Belirleyici olmaktan çıkartılan geçmiş, belirsiz geleceğe ivme bile katmıyor. İnsan, geleceği neden bu kadar ciddiye alıyor? Günümüz insanının geleceği bu kadar önemsemesinin nedeni, kendini “belirleyici” olarak algılamasıdır. Devamını Oku…

Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Temmuz 2017, Cilt 7, Sayı 2. 

Bilim, tarihin her döneminde var olan tabiat ve ruh sisteminin koşullar ve ihtiyaçlar nedeniyle yine koşullara ve ihtiyaçlara göre ortaya çıkarılması için yapılan teorik ve pratik eylemlerdir. Her pratiğin teoriden doğduğu gerçeğini dikkate aldığımızda, her şeyin ilkinin soyut olduğu gerçeğiyle yüzleşiriz. Bir başka ifadeyle soyut, var olması nesne olmasına bağlı olduğu için, somutun zıttı değil, bir öncesidir. Ancak her soyut, somutlaşmak zorunda değildir. Çünkü insanın beş duyu organıyla algılayamayacağı gerçekler (örneğin ruh) vardır. Bu durumda insana dair gerçekleri veya teolojik olguları bilim mantalitesi içinde düşünmek mümkün mü sorusu sorulabilir. Çünkü bunların somutlaşması olası değildir. Devamını Oku…

Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Ocak 2017, Cilt 7, Sayı 1. 

Zihnimiz bulandırıldıkça kavramlar yerine oturmamakta ve bunun sonucunda tartışmalar sonuçsuz kalmaktadır. Bu bulanıklığa ve dolayısıyla kafa karışıklığına neden olan kavramlardan ikisi ümit etmek ve iyimser olmaktır. Ümit etmek, bir değer ölçüsünde beklenti içinde olmak demektir. İyimserlik ise her şart altında olumlu düşünmek demektir. İyimserler her olayda iyi bir yan ararken, ümitvarlar her olayın iyi ve kötü yanını bir değere göre ortaya koyarak beklerler. Sözün özü, iyimserlikle ümit etmek arasındaki temel fark, bir değer ölçüsünün olup olmamasıdır. Koşulların egemenliğine teslimiyeti öngören iyimserlik, koşulları meşru kılar. Devamını Oku…

Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Temmuz 2016, Cilt 6, Sayı 2.

Sosyal bilimlerin ana hedefi, her şeyin var olma nedeni olan insanı, her şeyi var edenin konumlandırdığı tasavvurda ele almak ve bu minvalde gelişmesini sağlamaktır. Ayrıca bu gelişimi, âlemde bulunan diğer üç tür (bitki-hayvan-madde) canlıyla da, belirlenen minvalde iletişim ve etkileşim kurarak yapmasına yardımcı olmaktır. Ancak son üç yüz yıllık batı uygarlığındaki dünyada sosyal bilimler, bu amaçtan uzaklaşarak, insan, hayvan, bitki ve maddenin birbiriyle olan iletişim ve etkileşimini başkalaştırmıştır. Devamını Oku…

Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Ocak 2016, Cilt 6, Sayı 1. 

Türkiye’nin aydını (bir kısım akademisyenler de dahil) kendine yabancı bir tavır sergileme gayretini Tanzimat’tan beri sürdürmektedir. Bir başka ifadeyle Türkiye aydını, Recaizade Mahmut Ekrem’in “araba sevdası”nda yer alan kahramanı Bihruz bey sendromundan kurtulmuş değildir. Tıpkı Bihruz Bey gibi batı hayranlığı, konuşmasına yabancı kelimeler eklemeyi, lüks yaşama özenmeyi, şımarıklığı, çalışmaya karşı isteksizliği, her şeye sahip olması veya olmak istemesi, ülkesini ve dilini küçümsemesi…Devamını Oku…

Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Temmuz 2015, Cilt 5, Sayı: 2. 

Sosyal bilimlerin temel kalkış noktasını oluşturan pozitivizme göre bilimin gelişmesi teolojik, metafizik ve pozitivizm yani bilimsel olmak üzere üç evrelidir. 19.yüzyıl filozofu Auguste Comte tarafından çerçevesi çizilen bu gelişime göre teolojik evrede olayların nedeni doğaüstü varlıklara bağlanırken; metafizik evrede duyuların ötesine bağlanır. Ancak pozitivist evrede bilinebilecek her şey, bilim yani doğa bilimleri tarafından kullanılır. Dolayısıyla doğa bilimi tarafından sağlanan bilgi dışında hiçbir bilgi olmaz. Böylelikle pozitivist paradigma, tüm bilimleri tek bir bilime (fiziğe)indirger. Bunun sonucunda doğa biliminin (fiziğin) kavramları diğer bilim alanlarının anlaşılmasını sağlayacaktır. Devamını Oku…

Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Ocak 2015, Cilt 5, Sayı 1. 

İnsanların düşünme biçimlerini kontrol etmek, esasında hayatlarını kontrol etmek demektir. Bir başka deyişle, toplumların ya da insanların düşüncesini denetim altına aldığınızda, hayatlarını da denetliyorsunuz demektir. Çünkü egemenlik pratiğin değil, fikrin iktidarlığına sahip olmak demektir. Fikirler kompradorlarla iktidara gelir. Fikir kompradorlarının en önemli özelliği, içinizden biri olması ama sizden biri olmamasıdır. Egemen gücün iktidarını sağlaması ve sürdürmesi için bu kompradorlar, sizin düşünme biçiminizin anlayacağı şekilde düşünceler geliştirerek, size ait olan ne varsa onları kendileştirerek (egemen düşünceye uyumlu hale getirerek), kendi düşünme biçimlerini anlamanızı ve makul görmenizi sağlarlar. Sonuçta anlamak varsa “anlaşmak” da vardır. Devamını Oku…